reklamı kapat!
zayıflama

Bizi Destekleyin

Ürün Tanıtım

Son Yorumlar

Sponsor Bağlantılar

Reklam Alanı

 
goji berry

Yeme Bozukluğu

Zayıflama Yeme Bozukluğu konusunu yazdır Yeme Bozukluğu konusunu arkadaşınıza e-mail olarak gönderin.
Yazan: zayiflamabilgileri   
Bu makale 20-07-2011 tarihinde saat 18:11:02 iken yazılmıştır.Bugüne kadar 189 defa okunmuştur...


Sponsor Bağlantılar:
goji berry

Yeme davranışındaki ciddi bozulmayla karakterize olan “yeme bozuklukları” iki klinik tabloyu içermektedir : Anoreksiyo Nervoza (AN) ve Bulimia Nervoza (BN). Her ikiside biyolojik, ruhsal ve sosyal yönü olan bozukluklardır. AN’da hastanın yemek yemeyi reddetmesi, aşırı derecede kilo kaybı ve zayıflık söz konusudur.

Buna karşın beden imgesindeki bozulmaya bağlı olarak hasta yine de kendisini şişman olarak algılar. BN ise nöbetler şeklinde aşırı yemek yeme davranışıyla kendini gösterir. Bu bozuklukta da hasta beden imgesi ile sürekli zihinsel bir uğraş içinde olup, aşırı yemeyi telafiye yönelik davranışlar geliştirir. İstemli, istemsiz kusma, diüretik ve laksatif kötüye kullanımı, aşırı bedensel hareketler gibi. Her iki bozukluk da, özellikle AN, genellikle ergenlik döneminde başlayan bozukluklardır. Bununla birlikte BN daha fazla olarak genç erişkinlikte da ortaya çıkabilmektedir. Her ikisi de kadınlarda daha sık görülmektedir.

ANOREKSİYA NERVOZA


Ergenlik yıllarında en ciddi psikolojik problemlerden biri olarak kabul edilen problem anoreksiyadır.

Obezite yemeyle ilgili en sık görülen sorunu oluştururken, bunun tam tersi olan sorun anoreksiya nervoza ve blumia biçiminde ortaya çıkmıştır. Bu hastalıkların her ikisi de kilo almamak için duyulan patolojik bir arzunun sonucudur.

Ergenlik ve genç yetişkinlik dönemindeki kızlara görülen anareksiya nervozanın temel belirtisi iştahsızlık değil, şişmanlamaktan aşırı korkma sonucu zayıflamak için sürekli çaba göstermektir.

Anoreksiya nervoza, kilo almaktan aşırı korkma, bireyin vücut ağırlığını ve biçimini yanlış değerlendirmesi, bir deri bir kemik haline geldiği halde kendini hala şişman olarak değerlendirme gibi belirtilerle görülen bir ruhsal rahatsızlıktır.

Anoreksiya nevroza, aşırı zayıflamaya rağmen şişman olmaktan yoğun bir şekilde korkma, beden imgesinde bozukluk, normal beden ağırlığının en az %25’i kadar ağırlık kaybetme, yaşa ve boya göre minimal normal ağırlığa erişmeyi reddetme ve ağırlık azalmasına neden olabilecek bir fiziksel hastalığın bulunması koşulları ile belirli bir yeme bozukluğu şeklinde tanımlanmaktadır.

Anoreksiya nervoza 10-30 yaşları arasında, sıklıkla 12-18 yaşlarında görülen, kadınlardaki görülme sıklığı erkeklere göre %95 fazla olan bir bozukluktur (Kulaksızoğlu, 1999: 238). Sıklığı bilinmemekle birlikte eskiden sanıldığı gibi çok nadir bir hastalık değildir. 12-18 yaş arasındaki nüfus içinde 1/800-3/800 arasında değişen oranlar bildirilmiştir. Yüksek ve orta sosyokültürel düzeyde daha sık görüldüğü bildirilmektedir. Son 20-30 yılda görülme sıklığının arttığı sanılmaktadır.

Son yirmi yıl içinde Hilde Bruch’un yaptığı çalışmalar konunun anlaşılmasına ciddi katkılarda bulunmuştur. Bruch’a göre, zihnin yiyeceklerle ve beden ağırlığıyla sürekli meşgul tutulması, aslında derinlerde saklı kalmış bir benlik kavramı bozukluğunun gecikmiş bir işaretidir. Anoreksik kişilerin çoğu, güçsüz ve etkisiz olduklarına ilişkin kesin bir inanç taşırlar. Derindeki değersizlik duygularına karşı, kusursuz küçük kız imgesiyle kendilerini korumaya çalışırlar. Beden, benlikten ayrı ve ebeveyne ait bir parça gibi yaşanır. Bu insanların özerklik duyusu öylesi gelişmemiştir Bedensel işlevlerinin denetimi kendilerinde değilmişcesine yaşarlar. Anoreksiya nervoza, genellikle ebeveynini sürekli hoşnut etmeye çalışan “iyi” kız çocuklarının, ergenlik dönemine geldiklerinde birden inatçı ve olumsuz tavırlar edinmeleriyle başlar. Belirtilerin ortaya çıkması Bruch’un dediği gibi, kendini tedavi etmeye ve bedeniyle yaşadığı kopukluktan kurtularak onun denetimini ele geçirmeye yönelik bir girişimdir. Böylece anksiyetelerini beden ağırlığının ve yiyeceklerinin denetimine dönüştürmüş olurlar.

AN, biyolojik, psikolojik ve sosyal etmenlerin birarada rol oynadığı oldukça karmaşık ruhsal bir bozukluktur. AN hastalarında troid işlevlerinde de bir azalma söz konusudur. Kız kardeşlerde AN görülmesi nadir değildir.

Toplumun zayıflık ve beden egzersizlerine verdiği önem AN hastalarını destekleyen bir unsur olarak karşımıza çıkar. Toplumdaki bu eğilim ergen kızlarda AN ‘nin ortaya çıkmasında önemli rolü vardır.AN, ergende daha bağımsız olma beklentisine ve aynı zamanda sosyal ve cinsel işlevsellikteki artmaya karşı bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Bu hastalarda diğer alanlardaki zihinsel uğraşların yerini yeme ve kilo sorunları almaktadır. Bu zihinsel uğraşlar obsesyonlarla benzerlik göstermektedirler. Pek çok hasta bedenlerinin sanki anne-babalarının kontrolü altında olduğu duygusu içindedir. Kendini tahrip, hastanın tek ve özel bir kişilik olarak değer kazanmak için gösterdiği bir çaba olabilir. Bu yolla hasta olağan dışı bir disiplinle özerklik ve kendilik duygusu geliştirme isteğindedir.

Kilo alma kaygısıyla başlayan yemek yeme veya yiyememe durumu olarak ortaya çıkar. İştahsızlıkla birlikte önceleri pütürlü gıdıları yiyememe şeklinde görülür. Daha sonra kişi sulu gıdaları bile zorlukla yutabilir. Bu durum aşırı kilo kaybıyla sonuçlanır. Gencin adeta bir deri bir kemik kalacak kadar, aşırı zayıflamasıyla belirginleşir.

Hastalığa yakalanan kişi ne kadar aç olsa da yemiyor. Bu kişiler tipik olarak tüketebilecekleri herşeyin kalori miktarını dikkatle hesaplayarak yiyecek maddeleri üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu ilgi, zaman zaman saplantı düzeyine varır. Örneğin bir hasta terapistine şu yorumda bulunmuştur: “Pasta pulunu yalamıyorum, çünkü pulda ne kadar kalori olduğunu kimse bilmiyor.Yiyecek saplantısı ve kilo alma olasılığı bazı hastaları bazen günde birkaç saat süren zorlayıcı egzersizlere yöneltir.

AN hastası yeterli miktarda yediği zamanda bunu hemen daima kusarak telafi eder. Bu istemli olabileceği gibi istemsiz de olabilir.

Aslında bu pek iradeyle ilgili bir şey değil; çünkü hasta yiyemiyor ve yemekten korkuyor. Bu durum kişinin aynanın karşısına geçince kendisini şişman olarak algılaması ve rejim yapmaya karar vermesiyle başlıyor. Aynanın karşısına her geçtiğinde önceleri ne kadar inceldiğinin farkına varabiliyor; vücut ölçüleri daralıyor; ama sonraları aynadan gelen ses hiç değişmiyor “Daha ince, daha ince”.

Anoreksikler, kaç kilo olursa olsunlar hep şişman olma korkusuyla yaşıyorlar ve ne kadar zayıfladıklarının asla farkına varmıyorlar. Bu aslında yavaş yavaş gerçekleşen bir intihardan farksız. Çünkü bu hastalığa yakalananların %10 ile 20’si komplikasyonlar yüzünden bu hastalıktan kurtulamadan ölüyor.

Anoreksikler mükemmeliyetçidirler ve yaşam standartlarını yüksek tutmaya çalışırlar. Ama bunu aslında kendileri için yapmazlar; bir bakıma başkaları için yaşadıkları söylenebilir; başkalarının gereksinimlerini karşılamak, kendi gereksinimlerini karşılamaktan önce gelir. Ayrıca kendileri ve yaşamlarıyla ilgili olarak tek kontrol edebildikleri şeyin yemek ve kilo olduğunu düşünürler. Eğer çevrelerinde olan bitenleri kontrol altına alamıyorlarsa, yemelerini kontrol altına alırlar ve kilo kaybettikçe kendilerini daha güçlü hissederler. Her sabah baskülün ibresinde gördükleri başarıp başaramadıklarıdır.

AN’da hastalık süresi çok değişkenlik gösterir. Hasta herhangi bir tedavi görmediği halde kendiliğinden düzelebilir. Bazı vakalarda tedaviden sonra kilo alan hastada yeniden alevlenmeler olabilir. Bazı vakalarda aşırı kilo kaybı ve yıkım sonucu meydana gelen komplikasyonlarda bağlı olarak ölümle sonuçlanabilir. Ölüm oranı %6-9 olarak bildirilmiştir Hastaların çoğu hastane tedavisinden kaçarlar. Bunlarda gidiş ve sonlanışın nasıl olduğu bilinmemektedir. Hastaneye yatanların %40’ı tam, %30’u oldukça iyileşir. Yinelemeler olabilir.

An hastalarının % 50 ‘si aynı zamanda bulimia belirtileri de gösterir. Genellikle bulimia belirtileri hastalık başladıktan 1.5 yıl kadar sonra ortaya çıkar.

Anoreksiya nervozanın teşhisinde kullanılan kriterleri şu şekilde özetleyebiliriz:
  • - Anoreksiya genellikle 25 yaşından önce başlar.
  • - Beden ağırlığının en az 1/4’ü kadar bir kilo kaybıyla gelişir.
  • - Yeme faaliyetine, gıdalara veya kilo almaya karşı olumsuz “çarpıkça” bir tutum yerleşir. Bu uyuşmaz tutum dolayısıyla kişiyi açlık etkilemediği gibi örgütlerin, telkinlerin, hayatını tehlikeye soktuğunu söylemenin de pek etkisi olmaz.
  • - İştah ve kilo kaybıyla ilgili olarak herhangi bir tıbbi sebebin bulunmaması
  • - Bilinen sınıflama ve tariflere göre psikiyatrik bir rahatsızlığın bulunamaması
- Aşağıda belirtilen arazların görülmesi:
a. Amenorea (adet devresinin olmaması)
b. Saç tellerinin tüyü andırması (lanugo)
c. Devreler halinde aşırı hareketlilik
ç. Zaman zaman ortaya çıkan kontrolsüz ve aşırı yeme devreleri
d. Hastanın kendi müdahalesiyle de meydana gelebilen kusma nöbetleri


Yeme Bozukluğu başlıklı bu makale 20-07-2011 tarihinden itibaren 189 kişi tarafından okunmuştur.
Ortalama değerlendirme: Yeme Bozukluğu

Sayfayı Paylaş:





Bu yazıya henüz yorum yapılmamış...


Yeme Bozukluğu Hakkında Yeni Yorum Yaz


Mesajınızı Yazarken Lütfen;
  • Düzgün bir Türkçe kullanınız!
  • Argo ve küfürlü kelimeler kullanmayınız!
  • İnsanları rencide edici ithamlarda bulunmayınız!


Adınız Soyadınız   :   

E-Mail Adresiniz   :   

Şehir Seçiniz   :   

Puan Veriniz   :   

Yorum Konusu   :   

Yorumunuz   :   
 
geri  


goji berry



Tıbbi Sorumluluk Reddi: Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sitede yer alan yazıların her türlü kullanımı ve uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiçbir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.